07 Kasım 2009 Cumartesi

Dünya haritam da oldu...

07 Kasım 2009 Cumartesi
Ne zamandır masamın tam karşısına bir dünya haritası posteri istiyordum. Hatta araştırma bile yaptım postercilerden ve 6-7 lira arasında bir meblağa söylediler. O zamanlar o kadar verecek param olmadığından almamıştım lakin, bugün gazete almak için gittiğim bayide 'National Geographic' in bu ay ki sayısında dünya haritası verdiğini gördüm, Sadece postere vereceğim parayı hiç olmazsa dergiyi de alır hem birşeyler öğrenirim hemde poster de duvarımı süslemiş olur diye düşünerekten hemencecik alıverdim. Sizin de böyle tutkularınız varsa 'National Geographic' in bu ay ki sayısını kaçırmayın derim benden sölemesi...

oLASıLıKSIZ

Bu hayatın en sevdiğim yanı bildiğimiz kadarından daha fazlasını bilmiyor olmamız örneğin; beynimizin %7' sini kullanıyor olmamız ve de diğer %93' lük kısmın ne tür bir işlevinin olup olmadığı, evrende yalnızmıyız değilmiyiz, geçmişe veya geleceğe dönüş mümkün mü değil mi? gibi konularda bir sürü teoriler atılmış ortaya ve de hiçbirinin var olup olmadığı anlaşılamamış şu zamana kadar. Durum böyle olunca da kitap ve film yazarları konu bulmakta da pek de zorlanmıyorlar açıkçası. 'Olasılıksız' da işte böyle bir kitap aslında Laplace' in teorileri doğrultusunda hazırlanmış müthiş bir hikaye. Can sıkmadan akıcı bir anlatım ile kendinizi birden konunun içerisinde buluveriyorsunuz. Bazen diyaloglar baymaya başlayınca hemen birden konuyu toparlayıp tekrardan dikkatinizi hikayeye vermenizi sağlamış yazar. Bilim kurgu, felsefe, matematik gibi konular çok güzel bir şekilde hikayeyle harmanlanmış kitabın içersinde hani bazı kitaplar vardır bunun kesin filmi yapılır dersiniz işte öyle bir kitap 'Olasılıksız'. Ölmeden önce okunması gereken kitapların arasında kanaatimce.

03 Kasım 2009 Salı

Fenalardayım!

03 Kasım 2009 Salı
Ders çalışamıyorum bu da beni acayip derecede strese sokmaya başladı aslında elimde olan bir şeyi yapamamak kadar iğrenç bir şey yok ders çalışamamın tek sebebi ise 'O' bütün gün dışarıdayım geziyorum eğleniyorum aslında bunun adına eğlenmekte denmez ya sadece geziyorum. Eve akşam 7-8 gibi dönerken ise hissettiğim tek şey yorgunluk oluyor. Felaket derecede artık kendime çeki düzen vermem gerekli ama kalp kırmaktan korktuğum için de bunu bile yapamıyorum. Bu sene benim için belkide bir şeyin başlangıcı veya sonu olabilir ama birşeylerin sonu olmaması için çaba bile göstermiyorum. Bütün bildiğim sadece zaman geçirmek. Kendimi fena halde salmış durumdayım. Hala sanki 10 yaşındaki bir çocuk gibi hayatı boşvermiş konumdayım, ne güzel de başlamıştı aslında herşey dersane arıyordum o zamanlar pekte hevesliydim kazancağıma inanıyordum ama birşeyler üstüne katlanmaya başlayınca herşey daha da kötü gitmeye başladı. Ne yapacağımı bilemiyorum doğrusu karşıma alıp konuşacağım diyorum kendi kendime ama nasıl başlayıp, nasıl bitireceğimi bile bilmiyorum... Çok fenalardayım dostlar kafamda o kadar gereksiz şeyler var ki belki de metropol cadısı' nında dediği gibi herşey karamsarlıktandır ya da v.s v.s v.s...

02 Kasım 2009 Pazartesi

Kanal-i-zasyon ve televizyon kültürü

02 Kasım 2009 Pazartesi
Bugün Okan Bayülgen' nin başrolünü oynadığı Kanal-i-zasyon filmine gittim. Beklediğimi karşılamamasına rağmen eğlenceli bir film olmuş. Yozlaşan televizyon kültürü konu alınmış ve bir haylide göndermeler yapılmış filmde. Aslında bu göndermelere alışmıştık Disco Kralının medya arkası bölümününden. Açıkçası film ile medya arkasını kıyaslamak gerekirse medya arkasında daha çok eğlendiğimi itiraf etmeliyim, öyle ki sinemada benimle birlikte aynı salonda olan birçok çiftte filmden sıkılmış olacaklar ki filmi bırakıp doktorculuk oynuyorlardı can sıkıntısından:) Neyse efendim özel hayattır karışmamak gerekir diyerek filmden notlarımı sizinle paylaşmaya devam edeyim ben en iyisi, başta da dediğim gibi film yozlaşan televizyon kültürünün ne kadar cıvık bir hal aldığının kanıtı aslında. Film komedi filmi ama pek de güldüren sahneler yoktu güldüren sahnelerden biri Ahmet Çakar' ın sunduğu 'kim beş yüz tokat ister' birde tabiki 'Tuvaletteyiz' oldu. Sinemada izlenecek düzeyde bir film değil ama 'Nefes' dışında pek de güzel film yok aslında şu aralar vizyonda eğer bu aralar sinemaya gidecekseniz girip görülecek bir film diye düşünüyorum. Film de bir de aralarda çıkan uçan bir adam var ki o da Esra Ceyhan' ın programındaki uçan adamdan esinlenilmiş bunu da söylemeden geçemeyeceğim. Hatta size videosunu da paylaşayım tam olsun:)



Yeri gelmişken konuşmakta yarar var aslında filmde olanların dışında o kadar çok şeyler oluyor ki o sihirli kutunun içerisinde reyting uğruna canlı yayında kavgalar, küfürler havalarda uçuşuyor işte onlardan birini daha sizlerle paylaşayım:)



01 Kasım 2009 Pazar

Her şey Blog için..

01 Kasım 2009 Pazar
Sonunda bitti headerım ama cidden bende bittim, yaklaşık 5 saattir bilgisayar başında oturmaktan belimin çeşitli yerlerine ağrılarla beraber doğrulunca kuyruk sokumumuma müthiş ağrılar girmekte. Ama bu kadar acıya değdiğine inanıyorum güzel oldu gerçekten en azından ben öyle düşünüyorum.. Peki ne mi yaptım; mevcut headerımda bulunan göze batan eksiklikleri ortadan kaldırdım neydi peki o eksiklikler hep beraber görelim;







Öncelikle yaklaşık 2 aydır çay kupalı temamı kullanıyordum ama bir eksiklik olduğunu sezmiş olmam beni bu headerda birşeylerde değişiklik yapmaya itti. O değişiklik ise bardaktan çıkan buharların altlarının ve üstlerinin kesit olması inanılmaz derecede rahatsız etti ama bunu nasıl değiştireceğimi tam olarak kestiremedim. Öncelikle photoshop' u kullancaktım ki trial versiyonu olduğu için süresinin dolduğunu gördüm. Bu sefer de tek bir çare kalıyordu 'paint'. Kısa bir göz gezdirmeden sonra nasıl yapabileceğimi hemen kestirdim araç çubuğundaki Kıvrım butonuyla birkaç başarısız denemeden sonra gerçek şekli bulmuştum en azından kendimce. Üstteki buharların sayfanın üstünde kalarak görünmeyeceğini farz ederek üst buharlarındaki kesit yerleri doldurmadım, alttaki buharları doldurup hemen bloga koydum;

Ancak bu da tatmin etmedi 'bu ne perhiz bu ne lahana turşusu' dedim kendi kendime birden ve de 'altı yaptıysam üstüde yaparım yahu' diyerek akabinde işe tekrar koyuldum. Tekrardan bir kaç başarısız tekrardan sonra gerçek ritmi buldum;

Umarım beğenmişsinizdir..


Yazarın Notu:Yorumunuz benim için değerli olacağından sağda anket gadget' ındaki düşüncenize en yakın olanına tıklayarak oy verebilirsiniz.


29 Ekim 2009 Perşembe

1923 - ...

29 Ekim 2009 Perşembe

86 yıldır önümüze çıkan her türlü şeye rağmen senin bıraktığın yerden yolumuza devam edeceğiz. Cumhuriyet bize emanet! Ruhun şad olsun...


27 Ekim 2009 Salı

Nefes 'Vatan Sağolsun'

27 Ekim 2009 Salı
Çoktandır sinemaya gitmiyorum diye içleniyordum kendi kendime ve bugün çoktandır adını gerek televizyonlarda gerekse internet aleminde, sıkça fragmanının dolandığı 'Nefes Vatan sağolsun' filmine gittim. Beklentim o kadar yüksektiki sağolsun arkadaşım bolca bahsetti filmden, filmi izledikten sonra bazı diyalogları kendinden katarak anlattığına kanaat getirmiş olsam da o sahneleri kaçırmışta olabilirim çünkü gittiğim sinemada 3 salonda gösterimi olmasına rağmen ben 5. salonda izledim anca ve de ses sistemi çok kötüydü bu yüzden anlamamışta olabilirim boşuna günahını da almıyım çocukcağızın:) Neyse efendim film tek kelimeyle muhteşem doğuda görev yapan mehmetçiğin psikolojik durumu tamamiyle seyirciye tüylerini diken diken ederek hissettirdi doğrusu. Hele ki bir baskın sahnesi var ki, böyle bir çatışma sahnesini en son 'Er Ryanı kurtarmak' ta hissederek izlemiştim şimdi ise Nefes' te. Açıkçası, bizimkilerden böyle bir sahneyi yapabilecekleri aklımın ucundan geçmezdi doğrusu çünkü alışmıştık Kurtlar Vadisi' nde tam silahını kaldırırken vurulan figüranlara ama demek ki böyle bir sahneler bizlerde yapabiliyormuşuz dedirtiyor doğrusu. Kısacası film milli duyguları tavan yaptıracak derecede güzel, tam da gündemde krallar gibi karşılanan PKK' lılar varken bu film bir nevi lafı gediğine oturtmuş görünüyor, en azından ben böyle değerlendiriyorum. İzleyin sizlerde bana hak vereceksiniz...

Sizlere filmden en çok etkilendiğim sahnelerden biri olan içtima sahnesi;